Tag Archives: hacdan dönüş

Hac’dan dönen kimse nasıl hareket etmeli?

ALLAH Teâlâ’nın verdiği en büyük nimetlerden biri olan zaman, su gibi akar ve bir daha geri gelmez. Hele bu “sayılı günler” olursa, bir de Kutsal iklimde coşku ve heyecanla geçirilen sınırlı bir zaman dilimi ise, bir rüya gibi gelir insana. Daha o mübarek mekânlara alışayım, doyasıya yaşayayım derken, yoğun hac görevlerinin tamamlanmasıyla bir de bakarsınız ayrılık vakti gelivermiştir. Hacı “Kavuşmak güzel de, bir de ayrılık olmasa!” diye hüzünlenir. Belki de ilk defa kendi evine dönüşüne sevinemez.

ALLAH Teâlâ’nın evinden ayrılıp, kendi evine gidesi gelmez. Zoraki annesinden koparılan küçük bir çocuk misali, boynu bükük, gözü yaşlı, yüreği dağlı, hüzünlü bir şekilde çaresiz veda eder. Aslında fani olan insanın geçici ömrü de böyle değil mi? İnsanın hayatı da nihayet sayılı günlerden ibaret değil mi? Keşke geçirdiğimiz zamanlar, hep bu iklimde geçirdiğimiz günler kadar bereketli ve iyi değerlendirilmiş olsa…

“Taze hacılar” şimdi sudan çıkmış balığa dönmüştür. Âdeta Cennet gibi bir iklimden, günah soğuğuyla dolu bir dünyaya dönüşün şaşkınlığı içerisindedirler. Tıpkı kızgın demirin suya daldırılışı gibi. Muhabbe-tullahın âdeta elle tutulur, gözle görülür hale geldiği, kâinatın sevgilisinin kokusunun hissedildiği beldelerden ayrılmak kolay mı?

Kâbe’den ayrılırken, hacının kalbinde fırtınalar eser. Bir taraftan böyle bir imkâna kavuştuğu için, içinde taşıdığı sonsuz şükür duygusu, dünya Müslümanlarıyla beraber olmanın sevinci, İslâm tarihini yerinde okumanın kazancı, ALLAH Teâlâ’nın misafiri olmanın verdiği iç huzur, haccı ifa etmenin verdiği hoşnutluk; diğer taraftan henüz Kâbe’ye, Zemzem’e ve Arafat’a doyamadan, belki de bir daha kavuşamamak üzere ayrılık… Haccının kabul edilip edilmediğinden emin olamadan ayrılık. Belki de şeytanı dize getiremeden, nefsini dizginleyemeden ayrılık… Yeterince arınamadan, manevi dirilişi ve silkinişi tam olarak gerçekleştiremeden ayrılık…

Bu duygu ve düşünceler içerisinde, bedenen ayrılmak zorunda olan hacı, kalbini Kâbe’de bırakamayacağı için, Kâbe’yi yükler yüreğine. ALLAH Teâlâ’nın evi olan Kâbe ile, ALLAH Teâlâ’nın nazargâhı olan kalbini birleştirir. Bundan sonra yüzünü her namazda Kâbe’ye çevirmekle kalmayacak, damarlarındaki kan, her an tavaf edecek yüreğindeki Kâbe’yi. Ölünceye kadar şirkin, küfrün, nifakın, fıskın giremeyeceği bir Harem bölge ilan ettiği kalbini, ruhunu iman, ihsan, takva ve sabır duygularıyla güçlendirdiği Mekke-i Mükerreme’den, yüreğine Kâbe’yi yükleyerek ayrılır. ALLAH Teâlâ’ya verdiği ahdi, sözü yenileyerek Hacer-i Esved’de biatını tazeleyerek döner.

Yüklendiği sadece Kâbe değildir aslında. ALLAH Teâlâ aşkı, ALLAH Teâlâ sevgisi, peygamber sevgisi, sahabe sevgisi, Müslümanlara karşı sevgi, saygı, kardeşlik duyguları… Bunların yanında, kardeşlerinin dertleri, sıkıntıları, yoksullukları, geri kalmışlıkları ve bütün bu olumsuzluklar karşısında bir şey yapamamanın üzüntüsü vb. nice duygular yüklenmiştir. Yoğunlaştırılmış hac eğitiminde bütün Müslümanların kardeş olduklarını, aynı inanç, ibadet ve ahlâka sahip olduklarını yaşayarak öğrenmiştir. Dilleri farklı olduğu için konuşamasalar da, beden dilleriyle tek bir vücut olduklarını kavramıştır.

ALLAH Teâlâ’nın evinden kendi evine dönerken, bu dönüşün aslında yine ALLAH Teâlâ’ya yapılan bir dönüş olduğunu bilir.

“Biz ALLAH Teâlâ içiniz ve yine ALLAH Teâlâ’ya döneceğiz”(Bakara sûresi:156) şuuruyla hareket eder. Bunun, sembolik ve geçici bir vuslattan gerçek ve nihai bir vuslata dönmek olduğunun farkındadır. Yolculuğun devam ettiğini ve bir gün onun da sona ereceğini düşünür.

Hacının dönüşünü ailesine haber vermelidir

Hacının dönüşünü ailesine haber vermesi dinen güzel kabul edilen bir davranıştır. Sünnete uygun olan da budur. Bu itibarla hacı haber vermeden aniden çıkıp gelmemeli, mümkün olduğu takdirde dönüşünü ailesine bildirmelidir. Bu şekilde ailesinin bazı hazırlıklar yapmasına fırsat vermiş olur. Câbir b. Abdullah (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz uzun yoldan gelenlerin haber vermeden önce eve dönmelerini uygun görmezdi ve şöyle buyururdu: “Sizden biriniz evinden ayrılığını uzattığı zaman, ailesinin yanına geceleyin ansızın gelmesin.” (Buharî, Nikah:119, No:4945, 5/2008; Müslim, İmare:180-185)

Aile efradının da; haccını mebrur olarak yapmış, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak dönen hacıyı karşılaması iyi olur. Bunda büyük bereket vardır. Abdullah b. Ömer (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Hacı ile karşılaştığın zaman ona selâm ver, onunla musafaha yap ve daha evine girmeden senin için istiğfar etmesini iste. Çünkü o hacı, günahları mağfiret olunmuş bir kimsedir.”(A.b.Hanbel, No: 5348, 2/69, Deylemi, Firdevs, 1/281) buyurdu. Hz. Ömer (R.A.) da: Hacdan, umreden ve cihattan dönenleri çabuk karşılayın. Günah kirleriyle bulaşmadan size dua etsinler, demiştir. (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, 4/191, No:12651)

Ancak bu karşılama, mütevazi olmalı ve aile çapında kalmalıdır. Gösteriş ve övünme imajı verecek sahnelere dönüşmemelidir. Bazılarının yaptığı gibi bir çok arabayla konvoy oluşturarak alayişli karşılamalar organize etmek dinen doğru değildir. Hacının, evine dönünce iki rekât şükür namazı kılarak bu önemli ibadeti eda etmeyi nasip ettiğinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a şükretmesi uygun olur.