Category Archives: ismailaga.info

Paralel Cemaat Okullarında Skandal Sorular

Sabah gazetesinin haberine göre, devlet içindeki paralel yapılanmayı oluşturan Gülen cemaatinin sahip olduğu dershane ve okulları, kendilerine hizmet edecek kuşaklar yetiştirmek amacıyla kullandığı iddia edildi. Kocaeli’nde cemaatin sahibi olduğu Erkul Koleji’nde 8. sınıf öğrencilerine, ‘beyin yıkamak’ amacıyla Fethullah Gülen’le ilgili sorulardan oluşan sınav yapıldığı ortaya çıktı. Sınavdaki sorular Milli Eğitim müfredatının dışında bir alandan seçildi. Üstüne üstlük ‘tatil’ hediyeli olduğu söylenen sınavda öğrencilere Gülen’in “Gurbetteki Öğretmen” adlı kitabında yer alan bilgilere dayanan 50 soru soruldu. Gülen’in annesi, babası, dedesi ve babaannesinin adlarının sorulduğu sorularının yanı sıra “Peygamber efendimizi rüyasında görerek deprem sarsıntılarının devam etmeyeceğini Hocaefendi’nin dedesine haber veren kimdir?”, “Hocaefendi bir gece eve geç gelip de annesi niçin geç kaldığını sorduğunda ne cevap verir?” gibi birbirinden ilginç sorular da yer aldı.

YÜCE KİŞİ ALGISI
Küçük yaşta çocuklarda biat kültürünü yerleştirmek ve beynin yıkama amacı taşıyan sınav, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Bunların okullarından, dershanelerinden çocuklarınızı alın” sözlerindeki haklılığını ortaya koydu. Din bilgisi derslerinde bile hiçbir peygamber hakkında bile bu kadar ayrıntılı sorular sorulmazken, paralel kolejin sınavındaki soruların, çocukların kafasında Fethullah Gülen’in yüce bir kişilik olduğu algısı yaratmaya yönelik olduğu açıkça görülüyor. İlginç sorulardan birinde ise öğrencilere Gülen’in talebe yetiştirmeyle neden ilgilendiği soruluyor. “Onun talebeyle meşgul olmasında tek maksadı nedir” şeklindeki sorunun altında yer alan cevap şıkları ise şöyle sıralanıyor: a) Nesle sahip çıkmak. b) Vali yetiştirmek. c) Talebenin iyi bir meslek sahibi olmasını sağlamak. d) Talebeyi ev bark sahibi yapmak.

İŞTE SORULARDAN BAZILARI

* Hocaefendi Amerika’ya hangi yılda gitmiştir?
* Gurbetteki Öğretmen kitabında Hocaefendi’yle birlikte resmi olan efsanevi futbolu   kimdir?
* Hocaefendi’nin dedesinin adı nedir?
* Hocaefendi’nin dedesinin dedesi Korucuk köyüne nereden gelip yerleşmiştir?
* Hocaefendi’nin annesinin adı nedir?
* Hocaefendi’nin babaannesinin adı nedir?
* Hocaefendi’nin babası hayvanlarını tarlasına götürmek için başka tarlalardan geçerken ağızlarını bağlamasının sebebi nedir?
* Hocaefendi’nin babasının adı nedir?
* Peygamber efendimizi rüyasında görerek deprem sarsıntılarının devam etmeyeceğini Hocaefendi’nin dedesine haber veren kimdir?
* Hocaefendi kaç yaşında Kuran-ı Kerim okumayı öğrenmiştir?
* Hocaefendi bir geçe eve geç gelip de annesi niçin geç kaldığını sorunca ne cevap verir?
* Hocaefendi ilk vaazını kaç yaşında verir?
* Hocaefendi Edirne’de ilk önce geçici olarak hangi camide görevlendirilir?
* Hocaefendi’nin askerde ilk görev yeri neresidir?
* Hocaefendi’nin bir dönem toprağa saçtığı tohumların çiçek açtığı, ileriki yıllarda bütün dünyaya yayılacak hizmetlerin başlangıcı hangi dönemdedir?
* Hocaefendi’nin 1993′te çok büyük üzüntü yaşamasına sebep olan olay hangisidir?
* Hocaefendi’nin ilkokuldaki öğretmeninin adı nedir?

19 YIL ÖNCE TERSİNİ SÖYLEMİŞ
Fethullah Gülen’in 22 Kasım 2013′te bir müridiyle yaptığı görüşmenin kaydı, geçen ay internete düşmüştü. Görüşmede, müritlerin “Bir de Efendimiz tweetleri ikiye katlayın, sosyal medyada. Öyle buyurmuş, beraber buyurmuşsunuz” sözlerine, Gülen, “Siz de öyle yapın inşallah. Ne buyuruyorsa” karşılığını veriyordu. Oysa ki Gülen, 1995 yılına ait “Yeni Mülahazalar” isimli vaaz kasetinde, bugünkünden tamamen farklı olarak bu rüyalardaki emirler yerine Kuran ve Sünnet’in emirlerin dikkate alınması gerektiğini anlatıyor. Gülen, “Efendimizden mesaj alsak bile ki günümüzde öyle bir tehlikeli çıkış da var, bence Kitap ve Sünnet ortadadır. Fukaha-i Kiram’ın safiyane içtihatları ortadadır, meselelerimizi bunlara dayandırarak hüküm çıkarmaya çalışacağız” diyor.

‘EĞİTİM SİSTEMİNDE YERİ YOK’
Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Emrullah Aydın: “Eğitimde asıl amaç sorgulayabilmektir. Ancak bu tip eğitim veren kurumlara baktığımız zaman, itaat kültürü üzerine kurulu bir eğitim sistemi vardır. Bu şekilde eğitim verilmesi, tek kişi veya tek amaç üzerinde yoğunlaşması pedagojik bir olay değildir. Bu sınavın notları etkilemiş olması düşünülemez. Notlarını etkileyen bir sınavsa faciadır. Eğitim sektöründe yeri yok. Çocuklara, yeni bir idol oluşturulmaya çalışılıyor.”

Umre yolcularına menenjit aşısı uyarısı

Çağrı Büke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, menenjitin yılın her döneminde görülebilecek bir enfeksiyon hastalığı olduğunu ve çeşitli türlerinin bulunduğunu belirtti. 

İnsandan insana bulaşma olasılığı da olan menenjite özellikle Suudi Arabistan ve Orta Doğu ülkelerini ziyaret ettikten sonra Türkiye’ye dönenlerde rastladıklarını ifade eden Büke, “Umre veya hacca gidip menenjitle karşımıza gelen vakalar var. Ancak bu ülkelere seyahat etmemiş olan menenjit hastalarıyla da karşılaşabiliyoruz” dedi. 

Virüslerin menenjite neden olabileceğini aktaran Büke, Türkiye’de kronik menenjitin en büyük etkenlerinin de tüberküloz, brucella, kriptotok mantarı olduğunu, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda menenjitle daha sık karşılaştıklarını dile getirdi.

Aşının etkinliği için en az 10 gün süre gerekiyor

Suudi Arabistan ve Orta Doğu ülkelerine gidenler için menenjit aşısının çok önemli olduğunu kaydeden Çağrı Büke, umreye gitmeden en az 10 gün önce aşı olunması gerektiğini vurguladı.

Menenjit aşısının anında etki gösteren koruyuculuğunun olmadığına dikkati çeken Büke, “Aşı yapıldıktan sonra vücutta organizmalara karşı koruyucu maddeler oluşacaktır. Bu oluşum için de en az 10 güne ihtiyaç var. Sınır kapısından girmeden 1-2 gün önce aşılanmış olması kişiyi korumaz” dedi. 

Orta Doğu ülkelerinden gelenlerle birlikte Türkiye’de nadir görülen hastalıklarla karşılaşmaya başladıklarını söyleyen Çağrı Büke, şöyle konuştu:

“Kızamık, su çiçeği, menenjit gibi hastalıklar görüyoruz. Bu durum okul çağındaki çocuklarda aşılanma önerilerini de beraberinde getiriyor. Bazı firmaların ürettiği aşıların içinde farklı menenjit türlerine karşı koruma da görebiliyoruz. Eğer bir risk söz konusuysa menenjitten en iyi korunma yolu aşılamadır. Menenjitli hastalarla 6 saatten fazla aynı havayı soluyan kişilerin de antibiyotik kullanması gerekiyor.”

 Belirtileri ani ateş, bulantı, kusma

Hastalığın en sık görülen tipi olan meningokokun bakterilerin neden olduğu bir menenjit türü olduğunu söyleyen Çağrı Büke, hastalığın tedavisinde dakikaların bile büyük önem taşıdığını söyledi.

Akut menenjit tablosunda etken mikroorganizmayı aldıktan 2-3 gün sonra belirtilerin ortaya çıktığını anlatan Büke şöyle konuştu:

“Ani ateş, kusma, baş ağrısı, kusma zaman zaman bilinç kaybı bizi şüphelendirir. Meningokoksit menenjitler kanamalı döküntülere de sebep olabilir. Hastanın tablosu ağır olduğu için çok ciddi tedaviye rağmen yüksek ölüm oranıyla karşı karşıya kalabiliriz. Tedavideki gecikme de ölüm riskini yükseltecektir. Menenjit tanısını belden su alma işlemiyle elde edilen beyin omurilik sıvısını inceleyerek koyabiliriz. Menenjit şüphesi olan hastalar, hemen hastaneye yatırılmalı ve tedaviye başlanmalıdır.”

İzmir Halk Sağlığı Müdürlüğü ekipleri de Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı ortaklığıyla menenjit aşısını hac ve umre yolcularına zorunlu olarak uyguladıklarını ancak birkaç gün içinde uygulanan aşının koruyucu olmayacağını, kutsal topraklara gitmek isteyenlere 10 gün önce aşı uyarısında bulunduklarını kaydetti. 

AA

Binali Yıldırım’dan İzmir’de şaşırtan çıkış

Binali Yıldırım'dan İzmir'de şaşırtan çıkışAKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, 17 Mart Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılacak yeni Adnan Menderes Havalimanı İç Hatlar Terminali’nde bir televizyon kanalının canlı yayın programına katıldı. İzmirlilerin rakısını içip balığını yerken burnunu tıkamak zorunda kalmaması için 10 yıldır temizlenemeyen körfezini temizleyeceğini belirten Yıldırım, “İzmir’e hizmet için yola çıktık. Bizim hedefimiz İzmir’i dünyaya açmak. İzmir’de başkan olduğum takdirde herkesin sızlandığı sorunları yok edeceğiz. Çözüm noktasında ilk olarak 35 projemizi, sonra da 1414 projemizi ortaya koyduk. 35 projenin 18′inin çoğu tamamlandı. Bizim için söz namustur, ‘Yapacağız’ dedik yaparız, mazeret sunmayız. 10 yıldır İzmir mesafe almadı, geriledi. Beceriksizliklerin üzeri birtakım mazeretlerle örtülmek isteniyor” diye konuştu.

“İSTANBUL DA İZMİR GİBİ. KİM NEYE KARIŞIYOR?”

CHP ve yerel yönetimler tarafından İzmir’in insanların yaşam tarzı ve bireysel özgürlüklerine AK Parti’nin müdahale edeceği algısının oluşturulmaya çalışıldığını iddia eden Yıldırım, şunları söyledi:

“Beceriksizliklerini örtmek için bunu çok iyi kullanıyor ama ideoloji karın doyurmuyor. İstanbul’da Nişantaşı, Beyoğlu, Çiçek Pasajı var. İstanbul’daki yaşam tarzının İzmir’den ne farkı var? Rakısını içme, balığını yeme, eğlenceye gitmede bir farkı var mı? Tekirdağ’da iki rakı fabrikası vardı, bizim dönemimizde şimdi 18 tane. Hizmet ortaya koyamayınca yapay gündem oluşturmakta çok mahirler. ‘Arsenik de içeriz, zehir de içeriz, AKP’ye oy vermeyiz’ diyorlar, böyle bir kampanya yapıyorlar. Bunun akılla izahı yok. Bu tamamen o anda oluşturulan psikolojik havanın sonucu.”

“RAKISINI İÇEN BURNUNU TIKAMAYACAK”

İzmirlilerin hayat tarzına karışma konusunun farklı yönde olacağını kaydeden Yıldırım, “Ben hayat tarzına karışacağım ama nasıl? İzmirlilerin daha iyi şartlarda yaşaması, Kordon’da rakısını içen, balığını yiyen hemşehrilerimin kokudan burnunu tutmaması için çalışacak, orayı tertemiz hale getireceğim. Öbür türlü karışmam söz konusu olmaz. Evimin içinde yapmadığım şeyi İzmir’e neden yapayım? Farklılıklar bizim zenginliğimiz. İzmir bu zenginliğin en belirgin olduğu yer. İzmir, birlikte yaşama kültürünü en iyi bilen şehir. İzmir’in kadınlarının öz güveni çok yüksek. İzmir’in çok artıları ve farklılıkları var” diye konuştu.

İzmir’e hükümetin haksızlık ettiği iddiaları ile ilgili soruya Yıldırım, “Siyaseti hep hizmet olarak gördüm. ‘O partili, bu partili, az oy verdi, çok oy verdi’ demem. Hizmet insanın hayatını kolaylaştırmak içindir. İzmirlilerin bizi sevmesi, bizim İzmirliyi sevmemiz notasında bir sorun yok. AK Parti ve CHP iki rakip parti, doğal olarak CHP İzmir’de elindeki belediyeleri kaybetmek istemiyor ama bunun için eli güçlü değil çünkü mevcut yönetimin 10 yılı geçmiş ama şehirdeki değişim olumlu yönde değil. İmar konusunda sınıfta kaldı. Altyapıda hiç mesafede alamadı. Çiğli’de hala çöp dağları var. Kronik sorunlar konuşuluyor ama adım atılmıyor. Bu da insanların moralini bozuyor. ‘Üçüncü dönem geldi, aynı şeyleri dinliyoruz’ diyorlar” yanıtını verdi.

KAYNAK: İHA

İsrail Gazze’ye yine saldırdı

İsrail ordusu, Gazze’de 7 noktayı havadan vurduğunu duyurdu.

GAZZE

İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, Gazze’de 7 noktanın,İsrail Hava Kuvvetleri tarafından vurulduğu bildirildi.

Açıklamada, İsrail ordu sözcüsü Yarbay Peter Lerner’in, “Dün Güney İsrail’de yaşayan vatandaşlarımızın güvenliği önemli ölçüde zarar gördü. Buna karşılık verdik, tehdidi bertaraf etmek ve büyümesini önlemek için bunu yapmaya devam edeceğiz. Bu bizim için zorunluluktur ve sorumluluğu da Gazze’deki terörizmdir” sözlerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, dün geceden beri Gazze’den atılan roket sayısının 65 olduğu öne sürüldü.

Öte yandan Gazze Hükümeti Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, Gazze-Mısır tünellerini hedef alan saldırıda 1′i ağır, 3 kişinin yaralandığını bildirdi.

İslam dünyası harekete geçmeli

Hükümet Sözcüsü Gasin ise AA’ya yaptığı açıklamada, “Hükümetimiz, Mısır başta olmak üzere Arap ve Müslüman ülke yöneticileriyle iletişime geçti ve işgalci İsrail’in saldırılarını durdurmaları için harekete geçmelerini talep etti” diye konuştu.

Arap ülkelerinin Filistin’i ihmal ettiğini vurgulayan Gasin, “Bu durum dolayısıyla İsrail, Filistin’i yalnız bırakılmış, tecrit edilmiş görüyor” dedi.

Kasım 2012′de İsrail’in Gazze’ye yönelik 8 gün süren saldırısının ardından iki taraf arasında ateşkes sağlanmıştı.

İsrail devlet radyosu, İsrail’in Gazze sınırında bulunan Sderot, Netivot, Sdot Nagv ve Poet Negev kentlerine, en az 30 füzenin atıldığını duyurmuştu. Ölen ya da yaralananın olmadığı saldırıların sorumluluğunu İslami Cihad Hareketinin askeri kanadı Kudüs Seriyyeleri üstlenmiş, bunun İsrail’in dün harekete mensup 3 kişiyi öldürmesine misilleme olarak yapıldığını açıklamıştı. İsrail Hava Kuvvetleri ise misilleme olarak dün akşam Gazze’deki 29 noktaya hava saldırısı düzenlemişti.

Muhabir: Moustafa Maged Haboosh / Hacer Bal

AA

Irak’ta şiddet olayları: 30 ölü

Enbar ve Diyala illerinde meydana gelen şiddet olaylarında 30 kişi öldü.

DİYALA

Orduya bağlı Ortak Operasyonlar Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, Sinai ve Mekali bölgelerinde düzenlenen operasyonlarda biri keskin nişancı 24 teröristin öldürüldüğü, silah yüklü bir aracın ele geçirildiği bildirildi.

İçişileri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) biri Suudi Arabistan uyruklu 2 liderinin operasyonlarda öldürüldüğü kaydedildi. Açıklamada, 2005 yılında Irak’a gelen Suudi Arabistan uyruklu Kemal el-Anzi’nin 130′dan fazla terör eylemi düzenlemekten sorumlu olduğu ifade edildi.

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre Diyala’da Irak ordusundan istihbarat subayı Muhammed Hüseyin ile şoförü, kimliği belirlenemeyen kişilerin susturucu silahla araçlarına düzenlediği saldırıda hayatını kaybetti.

Ordunun Felluce ile Ramadi’de düzenlediği operasyonlarda ise 2 kişinin öldüğü, 6 kişinin de yaralandığı öğrenildi.

Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, daha önce yaptığı açıklamada Suudi Arabistan ve Katar’ı  “teröre destek vermekle” suçlamış, Suudi Arabistan ise söz konusu suçlamaları reddetmişti.

Maliki hükümetine yönelik protestolara verdiği destekle bilinen milletvekili Ahmed Alvani’nin 28 Aralık’ta Enbar’daki evine düzenlenen kanlı baskınla gözaltına alınması ve bölgede hükümet karşıtı gösterilerin düzenlendiği kampın dağıtılması, Felluce ve Ramadi kentleri başta olmak üzere birçok şehirde şiddet olaylarına yol açmıştı. Irak ordusu, bölgede yaşanan otorite boşluğundan yararlanarak etkinliğini artırdığı belirtilen IŞİD unsurlarına yönelik geniş çaplı operasyonlar düzenliyor.

Muhabir: Aref Yousef

AA

Paralel Cemaat yurtlarından kopuş çığ gibi!

Başbakan Erdoğan’ın gerekirse otellerde ağırlarız diyerek çağrı yaptığı öğrencilerden 4 bin 749′u YURTKUR’a geçmek için başvuru yaptı.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (YURTKUR) Genel Müdürlüğü’nden aldığı bilgiye göre, son dönemde bazı özel yurtlarda kalan çok sayıda üniversite öğrencisi yaşadığı sorunlar nedeniyle kuruma başvuruyor.

Yaşadıkları sorunlar nedeniyle kaldıkları yurtlardan ayrılarak YURTKUR’a geçmek isteyen 4 bin 749 öğrenci, bir hafta önce Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından devreye sokulan “444 19 61″ numaralı çağrı merkezini arayarak yurt ve bölge müdürlüklerine açıktan başvuruda bulundu.

Yine Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) üzerinden 243 öğrenci de benzer isteklerde bulunurken, kurumun “0312 551 66 40 – 0312 551 66 41″ numaralı telefonlarına yurt, burs ve kredi hizmetlerine ilişkin 4 bin 119 başvuru yapıldı.

YURTKUR yetkilileri başvuru yoğunluğunun genellikle eğitim öğretim yılı başında yaşandığını belirterek, önceki yıllar bu aylarda böyle bir yoğunlukla karşılaşmadıklarını söylediler. Kuruma yapılan başvurulara hızlı bir şekilde cevap verilerek, öğrencilerin kuruma ait yurtlarda misafir edilmeye başlandığı bildirildi.

Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, yaptığı açıklamada bazı özel öğrenci yurtlarında gençlerin barınma ve eğitim dışında birtakım faaliyetlere zorlandıklarını öne sürdü. Bakanlık ve YURTKUR olarak devletin gücünün, her zaman ve her şart altında bütün öğrencilere sahip çıkacak noktada olduğunu ifade eden Kılıç, “Özel yurtlarda sorun yaşayan genç kardeşlerimiz, bize ulaşmaları durumunda tüm imkanlarımızı kullanarak onların bu mağduriyetlerini gidereceğimizden emin olsun. Hepsini, KYK yurtlarında misafir edebilecek durumdayız. Bu noktada ailelerin de içi rahat olsun” dedi.

Türkiye’nin Kırım’daki ‘Dört seçeneği’…

Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Türkiye’nin Kırım’daki ‘Dört seçeneği’…
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Kırım’da referanduma sayılı günler kaldı. 16 Mart’ta sandıktan çıkacak sonuç oldukça önemli. Şayet, Rusya’ya bağlanma kararı çıkar ise (ki gelişmeler böylesi bir sonucun hiç de sürpriz olmayacağını gösteriyor) asıl kriz ondan sonra patlayacak. Şu ana kadar verilen mesajlar bu yönde…

Dolayısıyla, çizilen kırmızı çizgilerin küresel güvenliği ciddi manada tehdit etmeye başladığı bir dönemde Kırım üzerinden ciddi bir kırılma kaçınılmaz görünüyor.

Bu kırılmanın Türk-Rus ilişkilerini etkilemesi de kaçınılmaz. Burada her iki taraf mevcut pozisyonları itibarıyla ciddi bir “tercih” durumuyla karşı karşıya. Öyle ki, Türkiye-Rusya arasındaki “Avrasya İşbirliği Eylem Planı” çerçevesinde ortaya konulan ortak gelecek arayışı bile derinden etkilenebilir. Dolayısıyla, Türk-Rus ilişkileri Kasım 2001’den bu yana en ciddi 3. krizinden geçiyor diyebiliriz.

***

Nitekim Türkiye, Karadeniz’de mevcut statükonun muhafazasından yana bir tavır ortaya koyarken; Rusya, gelinen aşama itibarıyla artık bunun mümkün olmadığını iddia ediyor. Dolayısıyla, ortada statükocu ve revizyonist bazda iki farklı yaklaşımın mücadelesi söz konusu ki, Türkiye ile Batı uzun zamandır ilk defa burada aynı safta yer alıyor. Rusya ise, bir kez daha karşı cephedeki yerini kuvvetlendiriyor.

Rusya’nın G-8’den çıkartılma durumu ile Çin’in krizde Rusya’ya verdiği destek bunun en somut göstergeleri arasında. Kırım, dünyada katı ittifaklar sistemine bir kez daha selam çakıyor!

***

Dolayısıyla Türkiye önündeki “dört önemli seçenek” de netleşiyor. Peki, nedir bu dört seçenek?

Söz konusu krizin: 1) Türk-Rus işbirliği çerçevesinde bir fırsata çevrilmesi; 2) Rus yayılmacılığına karşın Türk-Amerikan işbirliğinin Karadeniz’e taşınması; 3) Avrupa Birliği, özellikle de Almanya ile “Rusya’nın Güneye Doğru Politikası”na set çekilmesi; 4) Elindeki enstrümanları etkin bir şekilde kullanmak suretiyle Ankara merkezli bir politika geliştirmesi.

Daha somut bir ifadeyle, Türkiye mevcut kriz üzerinden ya Karadeniz’in paylaşımına yönelik bir politika izleyecek ve burada Rusya ile hareket edecek; ya da Batı ile yeni bir denge politikası geliştirmek suretiyle, bölgedeki Rus tehdidine karşı geleneksel “set politikası”nın etkin bir parçası olacak.

Ya da, yapabilirse, her ikisinin içinde bulunduğu durumdan istifade etmek suretiyle kendisi bir üçüncü yol geliştirecek!

***

Bunlardan ilki, her şeye rağmen Türk-Rus ilişkilerindeki işbirliği sürecinin korunması şeklinde karşımıza çıkan ve 2008 Gürcistan ve 2011 Suriye krizlerine rağmen etkilenmeyen, Başbakan Erdoğan’ın “Şanghay Beşlisi” ifadesi ile özdeşleşen “Avrasya Birliği”.

Burada, Batı’ya karşı yeni bir denge oluşum söz konusu iken, ortak coğrafyanın bir rekabet-çatışma alanından ziyade ortak işbirliği ile bir güç kaynağı olarak değerlendirilmesi anlayışı söz konusu ki, açıkçası Osmanlı’dan bu yana daha çok Rusya’nın hakim bir şekilde ön plana çıkarttığı bu düşünce hayata geçirilebilmiş değil. Bu sonuçta, Batı’nın tepkisi ve Rusya’nın tek taraflı yaklaşımı kadar, Türkiye’nin kendi içerisindeki krizler de etkili bir yere sahip.

***

11 Eylül sonrası hayata geçirilmeye çalışılan Türkiye-Rusya eksenli bu birlik arayışı, Ukrayna-Krizde çatışan ciddi çıkarlar nedeniyle şu an Karadeniz’in derin sularına gömülmek üzere.

Bu kapsamda, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması için Türkiye’nin her tür çabayı göstereceğini açıklaması oldukça önemli.

Burada çok net bir şekilde Rusya ile bir ayrışma söz konusu. Bir diğer ifadeyle, iki imparatorluğun tarihsel geçmişleri, mirasları ve misyon arayışları Kırım’da bir kez daha karşı karşıya!

HHH

Peki, bu durumda ne olacak? Türkiye, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun; “…Kırım’ın geleceğini teminat altına almak için her türlü çabayı göstereceğiz.” açıklamasıyla altını çizdiği “her türlü çabalar” ifadesi kapsamında ortaya çıkan “hangi” ve “nasıl” ile başlayan sorulara nasıl bir cevap verecek?

Cevap ortada! Yukarıda sıraladığımız diğer üç seçenek…

Türkiye, Rusya’nın bu mevcut tutumunu devam ettirmesi durumunda ya diğer üç seçeneğin hepsinin bir anda uygulamaya sokulduğu ya da bunlar üzerinden birine ağırlık verildiği bir süreci başlatmak zorunda kalacak!

Fakat bunun için de yaşadığı “sistem krizi”nden bir an önce kurtulması gerekiyor! Aksi takdirde Kırım, Türkiye açısından yeni bir “bağımlılık” sürecine gebe; aynen 1853 ve sonrasında yaşanıldığı üzere…

En kötü örnek kafirlerdir

Mahmut ToptaşRabbimiz, “Tecessüs/ayıp arayıcısı olmayın” dediği halde ülkeler, eğitim yoluyla maddeci, seküler, ateist insan yetiştirdikten sonra bunların bir çoğu ülkeleri işgal eden, ülkeleri soyan, adam öldüren, gasp yapan, casusluk yapan, hortum takan, organ mafyası kuran, uyuşturucu çetesi kuran haline gelince, aynı eğitimden geçen diğerlerini onların peşine takıyor.

Bunları gören, onların arasına girme yüreğine sahip olamayan veya katılmak istediği halde alınmayanların bir kısmı hortumcuların hizmetçisi, soyguncuların tetikçisi, işgalcilerin embeddeti olurlar.

Bir kısmı da kirli işlerinin açığa çıkmasından korktuğu için dinlenmenin aleyhinde konuşur ve yazarlar.

Düşenin tepesinde horon teperler, çıkana alkış tutarlar.

Hayallerinde büyüttükleri ülke, ülke içinde ve ülke dışında adam öldürmede birinciliği kimseye kaptırmasa da kendilerini öldürmediği için hayalhanelerinin toz-pembe renklerini karartmak istemezler.

Televizyonlardan ve gazetelerden bütün dünyayı dinledikleri haber yapılsa da, senatörlerini bile dinleseler de, dost-düşman ayırımı yapmadan her Başbakan ve Cumhurbaşkanının yatak odasını dinleseler de ona toz kondurmamaya çalışıyorlar.

Bütün bunların temelinde inançsızlıkta birliktelik yatmaktadır.

Kapitalistlikte zirvede olanla, komünistlikte zırvada olanlar, İslam’a saldırıda birleşmeleri inkarcılıkta birlikte olmalarından kaynaklanır.

Rabbimiz, kapitalist, komünist ayırımı yapmadan ahirete iman etmeyenlerin çok kötü örnek olduklarını haber verir: “Ahirete iman etmeyenler için kötü örnek olmak vardır. En yüce örnek Allah’a aittir. O, her şeye gücü yetendir, hükmedendir.” (Nahl süresi ayet 60)

Bu ayet 1400 yıl önce inmiş. Siz bugün olanlara bakınız.

Kapitalist Amerika’nın elli yılda öldürdüğü insan sayısına, Komünist Rusya’nın öldürdüklerine, Siyonistlerin öldürdüklerine bakınız ve ayetin anlamını yeniden düşünün.

“Ama biz, her gün Müslüman mücahitlerin işgalci askerlere karşı intihar saldırılarını görmezden gelemeyiz” denebilir.

Kurtuluş savaşına katılanların hepsi işgalcilere göre terörist idiler.

Sonra bütün direniş hareketlerine katılanların elli yılda öldürdüğü işgalci asker sayısı, kapitalist, komünist, Siyonist kafirlerin öldürdüğünün binde biri olamaz.

Ama bizim gözümüzün önüne her gün kirli bir parmağı getirip kendi kanlı kollarını göstermiyorlar.

Alaska’da yaşayan ve kendi kirlettikleri kuşun çırpınışlarını her gün televizyonlardan gösterip bizim ciğerlerimiz sızlatırlarken bir buçuk milyon Müslümanın ciğerini sökme eylemini kapatıyorlardı.

11 bin Müslüman bir mahalleye sıkıştı

BM yardım örgütleri, Orta Afrika Cumhuriyeti’nin Boda kentine geldi.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Uluslararası Göç Örgütü’nün (OIM) temsilcilerinden oluşan heyetin kentteki durumu değerlendireceği belirtildi.

AA muhabiri, kenti ziyaret eden heyete eşlik ederek, buradaki durumu gözlemledi. Kentten ve çevresindeki kasabalardan yaklaşık 11 bin Müslümanın, Hıristiyan Anti-balaka grubunun tehditleri nedeniyle Boda’daki bir mahallede bulunan merkez caminin çevresinde sıkışıp kaldığı ifade ediliyor.

Kentin diğer bölümünde, kilise çevresinde ise mahallelerinden kaçan Hıristiyanların, evlerine dönebilmek için uygun koşulların sağlanmasını beklediği kaydediliyor.

Müslüman ve Hıristiyan halkın gıda ve sağlık hizmetlerinden yoksun yaşadığı kentin merkezinde tamamen tahrip edilmiş binalar ve ateşe verilmiş pazar yeri, şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.

Şubattan bu yana Boda’da konuşlanan, bu hafta sayıları 80′den 120′ye çıkan Fransız askerlerinin, Hıristiyan ve Müslümanlar arasında tampon görevi yaptığı ve Müslümanları Anti-balakaların saldırılarından koruduğu belirtiliyor.

Bölgedeki Fransız askerlerin komutanı AA muhabirine yaptığı açıklamada, askerlerin kentte Müslümanların güvenliğini sağladığını vurgularken, Boda sakinlerinden İsa, Fransa’nın düzenlediği Sangaris operasyonundan bu yana Müslümanlar için sokağa çıkıp dolaşmanın ve hatta sabah namazına gitmenin daha az tehlikeli hale geldiğini ifade etti.

İsa, Boda’daki Müslümanların yarısının kenti terk etmek istediğini ancak konvoyun çok engebeli bir yol izlemesi gerektiğini söyledi.

OCHA yetkilisi Peter Niussi de tahliyenin sorun teşkil ettiğini ve ancak son çare olarak buna başvurulması gerektiğini vurguladı. Niussi, önceliğin kişilerin güvenliğinin sağlanması olduğuna dikkati çekerek, ”İsteğimiz, toplumlar arasında uzlaşmaya varılması” dedi.

“Adaletin başlangıcı”

Öte yandan Orta Afrika Cumhuriyeti sivil toplum çalışma grubunun başkanı Gervais Lakosso, AA’ya açıklamasında, grubun araştırmadan memnun olduğunu, bunun adaletin başlangıcı anlamına geldiğini belirtti.

Lakosso, ihlallerin çok önce araştırılması gerektiğine dikkati çekerek, ”Yine de hiç araştırılmamasından iyi” ifadesini kullandı.

Sorumluların cezalandırılmasını istediklerini ifade eden Lakosso, suçluların yakalanması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi gerektiğini vurguladı.

BM yetkilileri ise konuya ilişkin henüz basına açılama yapmadı.

3 gün önce Bangui’ye gelen komisyon, 15 gün boyunca ülkenin diğer bölgelerindeki ihlalleri araştıracak.

Öğrenciler Çad askerlerinin gitmesini istiyor

Diğer taraftan başkent Bangui’de üniversite öğrencileri, dün kampüste ateş açtığı iddia edilen Afrika ülkeleri önderliğindeki barış gücünde (MISCA) görev yapan Çad askerlerinin ülkeyi terk etmesi için gösteri düzenleyeceklerini açıkladı.

Orta Afrika Cumhuriyeti Üniversite Öğrencileri Birliği’nin (ANECA) Başkanı Raoul Rene Zanga, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Çadlıların bizi yok etmek mi, korumak için mi geldiği belli değil. Bu tutumları sona ermeli, aksi halde Çad askerlerinin ülkeyi terk etmesini istiyoruz. Yoksa iş bize düşecek” dedi.

Zanga, başbakanın 2 aylık bursun ödeneceğine ilişkin açıklamasından sonra öğrencilerin okula geldiğini ancak ödeme yapılmadığını da belirtti.

Teknik sorun nedeniyle ödemelerin 48 saat içinde yapılabileceğinin açıklanmasından sonra öğrencilerin gösteri yaptığını söyleyen Zanga, Çad askerlerini sorunun çözümü için toplantı yapıldığı sırada ateş açmakla suçladı.

Zanga, Çad askerlerinin öğrenci temsilcileri ve üniversite yönetimi arasında jandarma ve MISCA yetkililerinin de katılımıyla rektörlükte yapılan toplantı sırasındaki ”bu barbarca tutumunu” kınadıklarını vurguladı.

Bangui Üniversitesi’nde 15 bin öğrenci öğrenim görüyor. Öğrenciler 6 aydır burslarının ödenmediğini savunuyor.

Çad askerleri, ANECA tarafından dün Bangui Üniversitesi kampüsünde 2 aydır burs ödenmemesini protesto eden 2 bin kadar Hıristiyan öğrenciye gerçek mermilerle ateş açmakla suçlanıyor.

Olayda ölen olmamıştı.

MISCA’dan olaya ilişkin açıklama henüz yapılmadı.

AA

Müjdat Gezen Facebook sayfasından bir görüntü

 

Allahu Teala “karizma” yerine “kazma” yazdırır… Bayağı da beğenilmiş :)
müjdat-gezen