Masonların dine karşı savaşı

Masonluk, dine ve dini kurumlara karşı cephe alan bir geleneğin temsilcisidir.  Tapınak Şövalyeleri, Hıristiyanlık’tan çıktıktan ve sapkın bir öğretiye kapıldıktan sonra Hıristiyanlarla tarihsel bir mücadele içine girmiştir. Avrupa’da asırlar boyunca dine karşı yürütülen mücadelede, öncülüğü Tapınakçıların mirasçısı olan masonlar yapmıştır. Türkiye’de de masonluk, pozitivist ve materyalist fikirleri kitlelere empoze eden ve dindarlara karşı düşmanlık körükleyen bir örgüt olarak işlev görmüştür.

Türk masonlarının kendi metinlerine baktığımızda, dine karşı olan bu garip husumetlerinin ve bundan kaynaklanan eylem planlarının ifadeleri ile karşılaşırız. Örneğin Mason Mahfili’nin yayınlarındaki bir ifadede, “medreseler ve minareler yıkılmadıkça, yani skolastik düşünceler, dogmatik inanışlar ortadan kalkmadıkça, fikirlerdeki esaret, vicdanlardaki ızdırap kalkmayacaktır” denmektedir. 78 Dini kurumların masonları ne kadar rahatsız ettiği ise, Üstad-ı Azam Haydar Ali Kermen’in aşağıdaki ifadelerinden anlaşılacaktır:

Nasıl ki Milli Meclis’te, hiç münasebet almadığı halde caminin sıralarından yükselen ezan sesi “ben yaşıyorum, ölmedim, ölmeyeceğim” diyen onun ‘essela’sından başka bir şey midir?… Memleket aydınlarının kulaklarını tırmalayan bu ses, hepimizin ikaz ve basiret görevini ihtar eden bir hatırlatmadır.79

Görüldüğü gibi ezan sesi masonların “kulaklarını tırmalamakta” ve onlarca masonik görevlerini hatırlatan bir uyarı gibi algılanmaktadır. “Ben ölmedim, ölmeyeceğim” diyen dinin susturulmasını masonlar en büyük görev olarak kabul etmişlerdir.

Masonlar din ahlakının yaşanmasını engellemek için çeşitli yöntemler kullanırlar. Halkevleri veya Köy Enstitüleri gibi kurumlar bu yöntemlerin sadece biridir. Bir başka yöntem, masonların kontrolündeki medya kuruluşları yoluyla dine ve dini değerlere karşı yürütülen aleyhte propagandadır.

Mason yazarların kitapları bir başka önemli yöntemdir. Abdullah Cevdet ile başlayan bu gelenek, Cumhuriyet döneminde Cemil Sena Ongun veya Orhan Hançerlioğlu gibi en üst derecelere ulaşmış üstad masonlar tarafından sürdürülmüştür. Cemil Sena Ongun’un Hz. Muhammed’in Felsefesi adlı kitabında, İslam’ın (tenzih ederiz) güya peygamberimizin bir icadı olduğu iddiası üstü kapalı ama çok ısrarlı şekilde dile getirilir. Büyük Üstad Orhan Hançerlioğlu ise, Toplumbilim Sözlüğü, İslam İnançları Sözlüğü gibi, pek çok üniversitede kaynak olarak okutulan kitaplarında yine ateist ve din-dışı bir propaganda yürütmüş, dindarlara karşı asılsız suçlama ve iftiralar dile getirmiştir. Bu gibi mason teorisyenler, ateizmi ve materyalist felsefeyi “bilimsellik” zanneden, din-dışı bir dünya görüşüne sahip olarak “ilerici” olduklarını sanan, Darwin’in evrim teorisine adeta bir din gibi inanan ve tüm bu cehaletlerin içinde yaşarken de kendisini çok akıllı ve kültürlü sanan bireyler yetiştirmişlerdir.

Masonluk Türk milletini bu şekilde inançlarından koparmaya çalışırken, dindarlara karşı da yoğun bir baskı politikası organize etmiştir. Bir loca kitapçığında yer alan aşağıdaki ifade, bu konuda oldukça açıklayıcıdır:

Toplumumuzda İslam medeniyetinden kalma ve onu medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvetler vardır. Bunun varlığını kabul etmekten kaçınmak lazımdır. Ama onu ezecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak şarttır.80

Büyük İslam alimi bediüzzaman Said Nursi, masonluğun Türkiye’de hedef aldığı dindarların başında geliyordu.

Dindarları ezmeye yönelik bu “masonik tedbirler”; geçmiş yüzyıl içinde Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hamdi, İskilipli Atıf Hoca, Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan gibi büyük İslam alimlerine yapılan baskıların da perde arkasını oluşturmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde bu gerçeğe atıfta bulunan bazı kısımlar da vardır. Bediüzzaman, Nur Risaleleri’nin değişik yerlerinde, masonluğun dine karşı olan düşmanlıklarını şöyle vurgular:

Şimdi anlaşıldı ki, millet, vatan ve İslamiyete en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir.81

Çünkü masonluk, komünistlik, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğurur. Ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak Hakikat-i Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir. 82

Bir başka yerde Bediüzzaman, masonların din düşmanlığını şu şekilde ifade eder:

Bin yıllık Müslüman Türk’ün manevi bağlarını koparıp onu başka bir yola sürüklemek isteyen bir güruh şöyle diyor: “Biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık; o gaye Allah değil beşeriyettir.”83

Mason ritüellerini incelediğimizde Bediüzzaman’ın dikkat çektiği “biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık; O gaye Allah değil beşeriyettir” ifadesinin, 1923 yılında yayınlanan Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları adlı masonik dergide yayınlandığı görülür. Yani, Bediüzzaman’ın “Türk’ün manevi bağlarını koparıp onu başka bir yola sürüklemek isteyen güruh” derken kasdettiği kişiler, “seküler hümanizm” dinine inanan masonlardır.

Bediüzzaman, Risale-i Nur’da masonların kendisine olan özel düşmanlıklarını da ifade etmiştir. Bu büyük alime yapılan haksız baskı ve zulümlerde masonların büyük rolü vardır:

Burada bir günde çektiğim sıkıntı ve azabı, Eskişehir’de bir ayda çekmezdim. Dehşetli masonlar, insafsız bir masonu bana musallat etmişler, ta ki hiddetimden ve işkencelerine karşı “artık yeter” dememden bir bahane bulup, zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler. 84

Bediüzzaman’ın hayatını anlatan Son Şahitler adlı kitapta, bu büyük İslam alimine karşı masonların çektirdiği sıkıntı ve eziyetler anlatılmaktadır. Bediüzzaman’ın kendi ağzından masonların suçsuz yere kendisini hapse attırdığı bildirilmektedir.

Bediüzzaman kendisine ait suçlamaları cevaplandırdığı Ondördüncü Şua’da da masonların düşmanlığını bir kez daha ortaya koyar. Mahkemenin Bediüzzaman’ın gizli düşmanları olduğunu reddetmesine karşılık, Bediüzzaman bu iddianın yanlış olduğunu, komünistlerin ve masonların kendisine büyük düşmanlık beslediklerini ifade eder. Bununla birlikte, Bediüzzaman, Nur Risaleleri’nde kendi görevinin yalnızca Allah’ın varlığını anlatmak ve dinsizlik akımına karşı imanı korumak olduğunu bildirmiştir. Bir mektubunda bu durumu açık şekilde anlatmaktadır. Olaylar detaylı bir şekilde incelendiğinde, kendisine eziyet eden ve geniş ölçüde hakim olan gücün masonluk ve komünist ideoloji olduğunu şu sözleriyle ortaya koyar:

Ben de beş on gün içinde üç defa siyaset dünyasına baktım. Müdafaatımda dediğim gibi masonlar ve komünistler hesabına çalışan iki yüzlü cereyan, baskı ve rüşvet kullanarak bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyanın bu vatanda tezahüre başladığını gördüm. Fazla bakmak mesleğimce iznim olmadığından daha bakamadım.85

Kendi görevinin, dinsizliğe karşı yerine getirilmesi gereken üç büyük vazifeden birisi olan iman-ı tahkiki kurtarmak olduğunu ve dinsizlikle, masonlukla yapılan mücadelenin daha sonra tam olarak hedefine ulaşacağını anlatan Bediüzzaman, talebelerine şu ünlü sözünü söylemiştir: “Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabatı içerisinde en yüksek ve gür seda İslam’ın sedası olacaktır.”

İslam’ın “en yüksek ve gür seda” olmasından endişe eden masonlar ise, Bediüzzaman devrinden bu yana din aleyhtarı propagandayı ve dindarlara karşı baskı politikasını sürdürmektedirler. Örgüt, 14. yüzyıl Avrupası’nda Tapınak Şövalyeleri tarafından başlatılmış olan “dine karşı savaş”ı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yürütmektedir.

Tapınakçı-mason örgütlenmesinin bir diğer önemli yönü ise, daha önceki bölümlerde incelediğimiz gibi, siyasi ve ekonomik menfaatlere yönelik illegal faaliyetlerdir. Türkiye’deki masonluk, bu konuda da yabancı biraderleriyle uyum içindedir.

Türkiye’deki P2′ler: Gizli Localar

Masonluğun en temel prensibi kendini gizlemek, gerçek faaliyetlerini gizli tutmaktır. Bu, Tapınak Şövalyeleri’nden bu yana değişmeyen bir yöntemdir. Tapınakçılar; Hıristiyanlık’tan çıkıp sapkın bir inanca kapıldıklarını, Bafomet adlı bir puta taptıklarını, Hz. İsa’ya düşman olduklarını veya sapık cinsel ilişkiler kurduklarını gizlemişler ve kendilerini son derece masum bir keşiş tarikatı gibi göstermişlerdi. Masonluk ise bu gizlilik geleneğini devralmış, kendisini hiçbir siyasi amacı olmayan bir ahlak okulu ve hayır kurumu gibi göstermiştir. Oysa sahip oldukları gizlilik prensibi, bunun inandırıcı bir tablo olmadığını göstermek için tek başına yeterlidir: Masum bir “ahlak okulu”, neden dünyanın en gizli örgütlenmesi için çalışmaya ihtiyaç duysun?

Türk masonlarının yayın organlarından birinde yer alan aşağıdaki ifade, “hayır kurumu” imajının bir kamuflaj olduğunu göstermektedir. Mimar Sinan dergisinde, mason Üner Birkan tarafından kaleme alınan bir makaledeki ifade şöyledir:

“Masonluk da, toplum hizmetlerine el atarak, kendini topluma hayırlı bir kuruluş olarak tanıtabilir.”87

Masonların bu kamuflajı kullanırken gerçek amaç ve faaliyetlerini gizlemek için başvuracakları ketumiyet ve gizlilik yöntemleri ise yine masonik yayınlarda açıklanmaktadır. Örneğin masonların bir nevi “anayasası” olan Anderson Yasası, Davranış Maddesi, dördüncü fıkrası şöyledir:

Mason olmayan yabancılar bulunduğunda, sözleriniz ve tutumunuzla öyle ketum ve ihtiyatlı olunuz ki, en ince zekalı yabancı bile duyulması uygun olmayan şeylerin farkına varmasın.88

Şakül Gibi adlı mason dergisi de örgütün bu gizlilik emrini “biraderlerine” şöyle aktarmaktadır:

Eski Mısır’ın pagan (putperest) sembolleri ile donatılmış gizli mason localarından biri. Karşı sol taraftaki sandalyeye işlenmiş olan tapınakçı haçı dikkat çekici… Eski Yunan ve Roma’nın pagan (putperest) sembolleri ile bezenmiş bir diğer mason locası

Arılar karanlık olmazsa çalışamazlar… Sol elinizin yaptığını sağ eliniz bilmesin. Gizliliğin sayılmayacak çok etkileriyle ilgili olarak ve daha büyük şeylerle alakalı olarak sembollerin gizemli işlevleri vardır.89

Mason Dergisi’nin 1993 yılının Mart ayında yayınlanan sayısında “mabette yapılan Ritüel çalışmalarının dışarıda konuşulmasının yasak olduğu” açıkça söylenmektedir. Yine masonların yayın organı olan Büyük Şark Dergisi’nin 11. sayısında “sembolleri ve localarda geçen olayları, tartışmaları açıklamak ahlak dışı bir harekettir; davaya ve yemine ihanettir” denmektedir.

Mason örgütünün kendi üyelerine yaptırdığı “Ketumiyet Yemini” ise gizliliğin örgüt içerisinde ne denli önemli olduğunu açıkça ispatlamaktadır. “2. Derece Çırak Ritüeli”ndeki bu yemin şöyledir:

Şimdi veya daha sonra öğretilecek Kadim Masonluk Misterleri ile bunlara ait gizli sanatları, yönleri ve noktaları, bu dereceye usulüne göre kabul edilmiş olanların dışında hiç kimseye, kim olursa olsun hiçbir surette açıklamayacağım, veya yalnız tam, kusursuz, muntazam bir locada iken ve onların da kendim gibi düzenli olduklarına tam bir kanaat getirdikten sonra usulüne göre açıklayacağım.

Yine söz veririm ve şerefim üzerine yemin ederim ki, bu sırları, hareketli veya hareketsiz hiçbir şeyin üzerine yazmayacak, basmayacak, kazımayacak, işaretlemeyecek, resmetmeyecek, kesmeyecek veya elimden gelip gücümün yettiğince de başkalarına yaptırmayacak, yapmalarına engel olacak, yapmalarına göz yummayacağım ki, bu hareketli ve hareketsiz şeyler üzerinde herhangi bir kelime, hece, harf, işaret veya şekil, yahut bunların en küçük izi bile, benim ihmal veya liyakatsizliğimden dolayı sırlarımız ile misterlerimizin usulsüz olarak başkasının okuyup anlamasına, öğrenmesine, ortaya çıkmasına sebep olmasın.90

Peki nedir masonların gizlemekte bu kadar hassas oldukları sırlar? İtalya’daki P2 locası bu sorunun cevabını ortaya çıkarmıştır: Topluma bir hayır kurumu ve ahlak okulu gibi gözüken mason localarında, gerçekte siyasi ve ekonomik menfaatlere yönelik pek çok illegal faaliyet yürütülmektedir.

Ancak bu faaliyetlerin yürütüldüğü localar göz önünde değildir. Yani masonluğun geleneksel gizliliğine ilave olarak, bir de “bilinen localar” ve “gizli localar” şeklinde ikinci bir gizlilik prensibi vardır. P2, söz konusu gizli localardan biridir. Bir önceki bölümde incelediğimiz gibi, bu loca diğer mason locaları gibi yeri ve adresi belli bir binada değil, Licio Gelli’nin gözlerden uzak villasının gizli bir bölümünde yer almıştır. İtalya’nın pek çok ünlü siyasetçi, bürokrat, iş adamı veya medya patronunun P2 toplantılarına katılması, bu gizlilik sayesinde mümkün olmuştur. Aksi takdirde P2 locası faaliyetlerini yürütemez, kısa sürede deşifre olurdu.

İşte Türkiye’deki P2′lerin sırrı da burada gizlidir:

Türkiye’deki masonların faaliyetlerinin sadece çok küçük bir kısmı resmi makamların ve kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Masonlar resmi olarak bilinen bir kaç ünlü loca merkezine sahiptirler. (İstanbul Nuru Ziya Sokak ve Tepebaşı’ndaki localar. ) Oysaki Türkiye’deki masonik yapılanmanın beyni, gizli localardadır.

Bunlar, mason locası olduğu hiçbir şekilde bilinmeyen ve anlaşılamayan adreslerde yer alan özel ve gizli mabedlerdir. Bu gizli localar, ya büyük mason üstadlarının müstakil evlerinin yer seviyesinin altında kalan gizli mahzenlerinde veya fabrikalarının ve holding binalarının yine gizli olan bodrum katlarında yer almaktadır. Bu gizli salonların bazıları, ayna görüntülü duvarların veya gardrop kapağı gibi gözüken kapıların ardında gizlenmiştir. Son derece lüks ve ihtişamlı bir şekilde döşenen bu localara giden masonlar, sanki sıradan bir iş toplantısına veya dost meclisine gider gibi hareket etmekte ve böylece şüphe çekmemektedirler. Toplantılara katılanlar arasında, Türkiye’nin en üst düzey masonları olduğu gibi, Tel-Aviv, Chicago veya Paris locası gibi yabancı merkezlerden gelen ve hem uluslararası masonik kararları yerli “biraderlerine” aktaran hem de onlarla görüş alış-verişinde bulunan bazı yabancı masonlar da yer almaktadır. Eğer bu mekanlarda detaylı bir araştırma yapılırsa, örgütün illegal faaliyetlerine, yurtdışı bağlantılarına dair pek çok belge ortaya çıkacaktır.

Söz konusu gizli locaların sis perdesini biraz olsun aralayan önemli bir gelişme ise, bu localarda yapılan bazı garip ayinlerin medyaya yansıması olmuştur.

Bu ayinler, bundan 6 yüzyıl önce Kilise tarafından yasaklanan “Tapınak Şövalyeleri” tarikatının, günümüz Türkiyesi’nde halen yaşadığını ve 6 yüzyıl önceki sapkın ritüelleri hala uyguladıklarını göstermektedir.

Mafya ve Tapınak Şövalyeleri

Bir ülkedeki masonik faaliyetleri anlamak için kullanılabilecek araştırma yöntemlerinden biri, diğer ülkelerde ortaya çıkmış olan masonik faaliyetlerle kıyas yapmaktır. Masonluk enternasyonal bir örgüt olduğu ve her ülkede aynı sisteme sahip olduğu için, bir ülkede ortaya çıkan bir “masonik skandal” diğerleri için de aydınlatıcı olabilir.

İtalyan masonlarının mafya ile olan yakın ilişkileri, söz konusu “aydınlatıcı” gerçeklerden biridir. P2 mason locası skandalı ve ardından yapılan diğer bazı adli soruşturmalar, ülkedeki mason locaları ile mafyanın pek çok yönden içiçe olduğunu göstermiştir. İtalya’da 1990′lı yıllara damgasını vuran ve mafya örgütlenmesinin büyük ölçüde temizlenmesiyle sonuçlanan ünlü “Temiz Eller Operasyonu” çerçevesinde de, masonluk ile mafya arasındaki önemli bağlantılar bir kez daha kanıtlanmıştır. İtalya’daki mafya örgütlenmesi hakkında soruşturma yürüten İtalyan Parlamentosu’nun ilgili komisyonu (Commissione Parlamentare Antimafia) masonluk ile mafya arasındaki ilişkiyi 1993 tarihli bir raporda şöyle açıklamıştır:

Türkiye’de masonlar, Tel-Aviv, Chicago veya Paris locası gibi yabancı merkezlerle bağlantı içindedir ve bu merkezlerden gelen talimatları masonların “obediyans” zinciri içinde uygulamaktadırlar.

Cosa Nostra (Mafya) ile bazı resmi görevliler ve özel sektördeki profesyoneller arasındaki ilişkilerin kurulduğu ve yürütüldüğü en temel kanal masonluktur. Masonluk bağı, (mafya ile resmi görevliler arasındaki) ilişkinin daimi ve organik şekilde yürütülmesini sağlamaktadır. Masonların mafya mensuplarını kendi aralarına, hem de en üst derecelere kadar kabul etmeleri, tesadüfi veya istisnai bir durum değil, stratejik bir tercihtir… Masonluk örgütleri, mafyaya kendi güçlerini yaymak için çok önemli bir araç oluşturmakta ve her alanda avantajlar ve imtiyazlar elde etmelerini sağlamaktadır.93

Peki İtalya ile kültürel, tarihsel ve sosyolojik benzerlikler taşıyan Türkiye’de acaba durum nedir? Masonluk ile mafya arasındaki ilişki, Türkiye için de geçerli midir?

Bu soruya yanıt veren bazı açıklamalar son yıllarda resmi ağızlar tarafından dile getirilmiştir. Örneğin TBMM Susurluk Komisyonu üyelerinden milletvekili Hayrettin Dilekcan yaptıkları araştırmalar sonucunda elde ettikleri bilgiler ışığında şu açıklamayı yapmıştır:

“…İtalya’da P2 locası vardı. Türkiye’de İtalya’daki P2 locası gibi bir olayın olduğunu artık rahatlıkla söyleyebiliriz… Mevcut durumu mafya olarak tabir etmek olayı küçümsemek olur. P2 locasını basit bir mafya olarak değerlendiremezsiniz. Türkiye’de loca hakimiyeti söz konusu. Türkiye’de birileri bir yere gelmek istiyorsa bu localarda karar veriliyor. Bu locaları Türkiye aşamadığı müddetçe çözmemiz uzun zaman alacak demektir… P2 locasına baktığımız zaman Başbakanı ve bakanları belirleyen bir konuma ulaşmış… Türkiye’de parti genel başkanlarının belirlenmesi konusunda dahi etkili olmuşlar, artık gerisini siz tahmin edin.” 94

Aynı şekilde, Susurluk Komisyonu’nun sözcüsü olan milletvekili Bedri İncetahtacı da, yaptığı bir açıklamada “mafya” olarak tanımlanan örgütlenmenin masonlukla olan ilişkisine dikkat çekmiştir:

Geçen sene “Gladyo” adıyla İtalya’da ortaya çıkan ” Derin Devlet” adını verdiğimiz organizasyon ile –ki arkasından mason locaları çıkmıştır, İtalya’dakinin- Türkiye’deki şu anda adını tam olarak koyamadığımız, ama sadece yaptıklarından anladığımız ve varlığından haberdar olduğumuz organizasyon arasında çok büyük benzerlik olduğunu biliyoruz…” 95

Kısacası, Türkiye’deki yolsuzluk olaylarının üzerine giden milletvekileri, bu karmaşık olayların ardından mason localarının bulunduğuna dair güçlü kanıtlar elde etmiş ve bunu ifade etmiş durumdadırlar.

Gerçekten de Türkiye’deki yolsuzlukların, haksızlıkların, masum insanlara karşı yapılan baskıların ardında çağdaş Tapınak Şövalyelerinin, yani masonların büyük bir rolü vardır. Bunlar, ülkemizi kendi siyasi ve ekonomik menfaatlerine göre yönledirmeye çalışmakta, bunun için her türlü kirli ve karanlık yöntemi kullanmaktadırlar. Dindarlara, özellikle de masonik felsefeye karşı çıkarak dini savunanlara karşı her türlü baskı, iftira, karalama yöntemini kullanmaktadırlar.

Bu nedenle Türkiye’yi seven, Türk Milleti’nin milli ve manevi değerlerine inanan, inanç sahibi her insanın “Tapınak Şövalyeleri”nin etkisine karşı tavır alması gerekmektedir. Bu din alehytarı menfaat odağına karşı hem felsefi hem de adli bir mücadele yürütülmeli, bu odağın kışkırtmalarına karşı da çok uyanık olunmalıdır.

İtibar Haber

4 thoughts on “Masonların dine karşı savaşı

  1. kutlar vadisi gerçek diyorum bana inanmıyorlar. karahanlıda (turkcell in sahibi olduğu söyleniyor) masondu ihanet etti diye öldürülürken bahsettiğinz gizlilik ilkelerini söylüyorlardı. gerçek olmasa bu kadar sene nasıl oynadı.? onlar istihbarattan bilgi alıyorlar yoksa iki kişi oturupta o seneryoyu yazamaz. karakterler gerçek hayat hikayeleri aynı şu an demirel var filmde yahudilerle işbirliğinde kendiside yahudiymiş zaten hadi bir tutsun iki tutsun 8 sene aynı ilgiyle izlenmez gündemi takip etmeyen ve haber izleyemen bişey anlamaz filmden önce olan olaylar ve olacaklar olacaklar derken geleceği bilmiyorlar tabi medyaya ulaşmadan bilgi alıyorlar savcı bile iddianameyi vadiye göre hazırlamış ergenekon için

  2. “MASONLUK” SEYTANIN SADECE YÜZLERCE KURUMUNDA BIRTANESIDIR… ASIL ÜST DÜZEY TEHLIKELI OLAN KURUM ISE “KA BA LA” KURUMUDUR… http://www.k…………. …. BINLERCE SENEDIR OLAN BU KABALA, SEYTANA HIZMET ETMEKTEN BASKA BIRSEY DEGILDIR… EGER KI DERIN BIR ARASTIRM YAPACAK OLURSNIZ BUNU SIZDE ANLAYACAKSINIZ… MASONLARIN TARIHI KURAN-I KERIM OLMADAN TAM OLARAK ARASTIRILAMAZ… MASON TARIHI HZ. MUSA a.s. ZAMANINA DAYANIR…

  3. Yukaridaki resim amerikanin 1 dolarin üstünde bulunuyor. Eger piramitin üzerine bir ücgen daha
    konursa (yahudi yildizi olusacak sekilde). Piramitin uclari ve o ücgenin uclari su harflere isaret ediyor: A, S, N, O, M. Bu harfleri düzgün siralayinca MASON kelimesi olusuyor. Internetde ararsaniz (illuminati altinda) bircok amerikan sirketi bu sembolleri kullaniyor (Göz ve Piramit). Uyanik olalim ve uyaralim!

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s